cesaret gerektirir...​

insan olmak

Zamanın bu denli hızlı akıp gideceğini içindeyken düşünemeyiz. Zaman, bizi beklemeden ve ağır ağır üzerimize izlerini bırakarak geçer. Hayata bir şekilde bağlanıp onu elinizde tutmak isteyenlerdenseniz, bir dolu fırtınayla da boğuşmanız gerekir. Gece ve gündüz, karanlık ve aydınlık bu evrende aynılık yoktur. Zıtların birbirini peşi sıra takibi vardır ve hayat bir yönüyle gelip sizi bulur, bazen gece, bazen de gündüzde sizi yakalar. Dönüşümü hep yaşarsınız, tahterevallinin üzerinde bir yükselip, bir inersiniz. Tahterevalli tam bulutların üzerindeyken aniden denge değişir ve ayağınız yere değer. Bu yüzden insan olmak, hatta yaşamak başlı başına bir cesaret gerektirir. Sakin, sakin bir denizin ortasında, huzurlu bir kaygısızlıkla uzandığınız bir sandalın içindeyken aniden bir fırtınaya yakalanmak gibi… İnsan içinden elbet yağmur ve fırtınanın dineceğini bildiği halde o anki dayanma gücünün nereye kadar yeteceğini bilemez.

Çünkü insan dediğiniz sürekli kendini temize çıkarmak isterken, aynı zamanda da suçlayan ve yargılayan garip bir ruh haliyle yaşar. Et-kemik, akıl-düşünce ve ruhtan oluşmuş bir varlık… İçimizde bitip-tükenmeden bizi bitiren suçluluk duygusuyla masum olma arasında gel-gitlerimizle ödüllerimiz ve cezalarımız vardır. Bu yüzden kendime bir ayna tutup, size kim olduğumu anlatırken mümkün olduğunca kendimi yansıtmaya çalışacağım.

Aydan Baktır

© 2019 by Ring Reklam A.Ş.